Bazen özellikle de kendimi yorgun hissettiğim zamanlarda şöyle geriye gidip hayatımın muhakemesini yapıyorum. Davranışlarımı, bu davranışlarımın sonucunda üzüldüğüm ve mutlu olduğum anları yakalamaya ve kavramaya çalışıyorum. İşte tam da bu noktada kendimi eleştirdiğim yerler oluyor. Örneğin; arkadaşım kırılmasın diye hiç sevmediğim bir insanla konuşmak zorunda kalmışım. Annem üzülmesin diye onun söylediklerine boyun eğmişim. Erkek arkadaşım için kendi kişiliğimden ödün vermişim. Hayatımın öncelik sıralamasında benden başka herkes var. Sanırım 80’lerin o dört bir koldan benimsetilmeye çalışılan bireyselcilikten kendimi uzak tutmuşum. Ama bu kez de başkalarını mutlu edeyim derken, kendimi büyük bir mutsuzluğun içerisinde bulmuşum. İşte bu duruma altruizm deniliyor. Yani benim gibi kendisinden önce başkasını düşünenler grubuna.
Altruizm, empatiyi barındırıyor
Baktığınız zaman altruizm, kişiye hem maddi hem de manevi anlamda büyük yük getirse de altruist kişiler bundan gayet memnun. Altruizm içerisinde empatiyi de barındırdığından karşılarındaki insanları anlamaya, kendilerini onların yerine koymaya çalışıyorlar. Çünkü insan ancak kendisini diğer kişinin yerine koyarak onun duygularını anlamaya çalışır ve bu doğrultuda fedakarlık yapar. “Örneğin İkinci Dünya Savaşı döneminde bazı Almanlar, bazı Yahudiler ile empati kurarak altruist davranışlar sergilemişler ve onları kendi geleceklerini riske atarak gizlemeye çabalamışlardır” diyor Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt. Kısacası altruizmin altında yatan en önemli unsur empati. Empati duygusuyla da zarar görsek bile karşımızdakine yardım etmeye çalışıyoruz. Empatinin dışında kültür, grubun büyüklüğü, kişilik ve mizaç yapısı da altruist davranışlarımızı etkiliyor.
En bilineni anne çocuk ilişkisi
“Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim, seni büyütmek için neleri göze aldım.” Annelerimizin bu sözleri kulaklarımızda çınlıyor öyle değil mi? Zaten annelerimizi tasvir ederken hep “Benim fedakar annem” diye bahsederiz. Evrimsel psikologlar yaptıkları araştırmalar sonucunda annelerin bu davranışlarının altında genlerini devam ettirme bilincinin yattığını bulmuşlar. Ve hiçbirimiz bu davranışımızı bilinçli olarak yapmıyoruz. Farkında olmadan yaptığımız fedakarlıkların -ki özellikle de ailemize karşı bu tarz daha çok davranıyoruz- literatürde akraba seçilimi olarak geçiyor. Kan bağımız bulunan kişilere yardımda bulunarak genlerimizi gelecek nesile taşıdığımızı, neslimizin devam ettireceğimizi düşünüyoruz. Tabii kendimizden fedakarlıkta bulunurken, karşımızdakinden de aynı şeyi bekliyoruz. “Ben onun için her şeyi göze aldım ama o benim zor anımda yanımda değildi” gibi düşüncelerin içerisinde kendimizi bulabiliyoruz. Böyle hissetmemizin bilimsel ismi ise karşılıklı altruizm.
“Önce karşımdaki, sonra ben”
Alturist davranış sergileyen insanlara baktığınız zaman, cümlelerine hiçbir zaman “Ben” diyerek başlamazlar. Onların hayatlarında hep ‘biz’ olgusu vardır. Daha toplumcu bir bakış açısına sahiptirler. Bu nedenden ötürü de alturist davranışlar özellikle kolektivist topluluklarda daha yaygın. Yani günümüzde hakim olan batının empoze ettiği bireyselciliğe tamamen ters bir duruş. Yeşilyurt, bu durumu şöyle açıklıyor: “Geleneksel topluluklarda sık görüldüğü için çıkar gözetilmeden yapılan fedakarlıklar, kendi hakkını başkasına verme, bir erdem olarak algılanıp toplumsal ödüle layık bulunur. Grubun bir arada olmasına katkı sağlar.”
Dozajını ayarlamak lazım 
İyi güzel de, kendimizi hiç düşünmeyip sürekli karşımızdakini düşünmek bizi bir süre sonra yıpratmaya başlıyor. Başkalarının üzüntüleri, sorunları derken kendimizle hiç ilgilenemeden hayatımız akıp gidiyor. Kendimizi düşünmeden sürekli fedakarlık yapmamız, bir süre sonra bizde hayal kırıklığı ve öfke duyguları yaşatıyor. “Özellikle de bağımlı kişilik yapılarında, kendisini düşünmeden sürekli başkalarını düşünme davranışı kişinin birey olmaktan dolayı kazandığı hakları sürekli olarak başkalarına vermesi, kendisi ve başkaları arasındaki dengenin bariz biçimde bozulması durumlarında tehlikeli olmaya başlamış demektir.” Hepimiz zaman zaman altruist davranışlar sergileyebiliriz. Bu bizden değil, neslimizi devam ettirme bilincimizden kaynaklanan bir durum. Ama ne zaman ki bu süreklilik arz etmeye başlar, işte o zaman kaybeden biz oluruz.

