Türkiye Futbol Federasyonunda yaşanan istifaları, zaten can çekişmekte olan Türk Futbolunun boynundaki ilmiği iyice kördüğüme sokup üzerine dikilen tüyden başka bir şey olarak görmek mümkün değil artık. Yönetimden Lütfi Arıboğan'la Göksel Gümüşdağ'ın neden istifa ettikleri bilinmez ama Sayın Aydınlar'ın istifasına insafsız eleştirileri mazeret göstermesi hem çocukçadır, hem de hiç inandırıcı olmamıştır. Ama asıl korkunç olan TFF'ye gönderilen UEFA raporunun TFF içinde başkandan bile gizlenmesidir. Bu da demek oluyor ki olan Fenerbahçe'ye ve futbolumuza olmuştur. Fenerbahçe'nin tek yanlışı zifiri karanlık bir odada elden ele dolaşan kirli bir topun, elindeyken ışıkların yanmasıdır. O yüzden herkesin elindeki kirin görülmemesi için çaktırmadan elleri oraya buraya sürerek temizleme çabasından öte bu kirliliği hep birlikte kabullenmeden bu kaostan çıkılması imkansız.
TFF HİÇBİR ZAMAN DİK DURMAYI BECEREMEDİ
Futbolumuzun (ki eğer hala varsa) etrafına çöreklenen zihniyetin yaşanan tüm bu süreci hiç mi hiç yönetemediği, zaten yönetecek bir meziyete hiç sahip olmadığı artık ortaya çıkmış olmakla birlikte daha şimdiden kulislerde bizi bir gram bile öteye götüremeyecek komik isimler telafuz edilmeye başlandı bile. Bizi bugünlere kadar getiren zihniyet bir kez daha rol almak için ellerini ovuşturuyor yani. Ama biz söyleyelim, hepinizi tanıyoruz ve hiç birinizi istemiyoruz.
TFF ve onun saygın yöneticileri yaşanan tüm süreç boyunca hiçbir zaman dik durmayı beceremediler. Onun yerine rüzgar nereye eserse yelkeni oraya açmayı tercih ettiler. Fenerbahçe'yi gizli kapaklı UEFA'ya şikayet eden Federasyon, aynı şekilde hem UEFA tarafından, hem de kendi içinde ihanete uğramış görünüyor.
Herkesin ağzına bir parmak bal çalmayı meziyet bilen eyyamcı bir zihniyetin son versiyonunun başka bir durakta otobüsten inmesi beklenemezdi zaten. Sonuçta Fenerbahçe'den önce küme düşenler UEFA ve Federasyon olmuştur.

