Ha bitti bitecek derken; eskilerin deyimiyle kar adeta içini çeke çeke yağıyor… Kısa bir süre güneş ışığını yansıtıyor yeryüzüne, sonra hooop…Lapa lapa hatta zaman zaman da tipi şeklinde, kendini konaklayacağı yeryüzüne bırakıyor... Aslında kar her yer de aynı, tek bir farkla! O da İstanbul’da yaşıyorsan… Ben de kardan nasibini almış ve kimine göre şanslı olup işe gidemeyen kesimlerdenim. Ama boş durmuyorum, bakın size yazıyorum!
Aslında yazılacak o kadar çok şey var ki… Ama ben günün anlam ve önemine uygun olsun diye her şeyden biraz deyip çocuk olamayan, teknolojiye yenilen duygularımızdan ve tabii ki kardan bahsedeceğim...
80'LERDE ÇOCUK OLAN ŞANSLI NESİL
Ben de 80’lerde çocuk olan şanslı bir nesilim... Şanslıyım çünkü, şimdiki çocukların bizlerdeki çocuksu duygulardan yoksun büyüdüğünü görüyorum. 80'lerde çocuk olmak hele de İstanbul’u bugünkü gibi esir alan kar yağışı, o zamanki çocuklar için ne demekti herkes okusun, öğrensin derim...
Ama önce dün geceye döneceğim. Kemerburgaz Göktürk’te yaşıyorum. O bölgeyi bilenler iyi bilir... Ormanlık, sayfiye ve sakin bir yerdir... Belki de şu an için gündemde olan 3. havaalanı projesi dendiğinde adı geçen bu bölge, sakinlik açısından son demlerini yaşıyor olabilir.
Dün gece çocuk kalan diğer yarımın baskısına dayanamayıp, eşim ve ben karın keyfini yaşamak için dışarı çıktık… Her yer bembeyazdı.. Üstelik karın yerden seviyesi neredeyse dizlerimize kadar uzanıyor. ‘’Yürüyüş yapalım’’ diye çıktığımız gecede kendimizi kar ile oynarken bulduk.
Neredeyse 15 bin nüfuslu Göktürk’te bizden başka bir Allah’ın kulu yoktu dıuşarıda. Köyün delisi gibi ha babam de babam karlarla oynayan bir tek bizdik...
Gördüm ki, 80'lerde 90'larda çocuk olmak bambaşka bir şansmiş.. Hani hep konuşulur ya 80'lerde çocuk olmak... İşte bunun büyüsüne ve mutluluğuna bir kez daha şahit oldum...
Bizim çocukluğumuz sokakta oynayan, parklarda oynayan çocukluk hatıralarımızla dolu... Annelerimizin bin bir güçlükle sokaktan eve sokmaya çalıştığı "gerçekten çocuk gibi çocuk olduğumuz" yıllardı.
ŞİMDİKİ ZAMANIN ÇOCUKLARI ADINA ÜZÜLDÜM
Hele bir de bugün gibi İstanbul’u kar esir aldı mı, sabah ayrı, öğlen ayrı, akşam ve gece ayrı sokak seanslarımız olurdu... Artık, yokuş aşağı nalyon torbalarla kayanlara mı rastlarsınız… Sokağın bir tarafında kardan adam yapan çocuklar mı istersiniz... Ya da başlatmadığınız bir kar topu savaşının içinde bulurdunuz kendinizi ve nasibinizi alırdınız kar toplarından. Ve elbette karda yuvarlananlar. Sokaktaki karın beyaz örtüsü bozulmasın diye kaldırımın kenarlarından yürüdüğüm günleri hatırlıyorum. İnanılmaz bir dönemdi, özlemle dile geliyor inanın.
Ve ben dün gece şimdi ki zamanın çocukları adına üzüldüm.. Üzüldüm, çünkü onlar sadece doğdular ve çocuk olmadan büyüdüler. Çocukluğun ne olduğunu bilmeden. Ve burada tek suçlu teknoloji değil; aileler bu suçun ortağı. Sömestır tatilinde karın dibe vurduğu bir gece bir çocuğu dahi kar oynarken göremiyorsam eğer, ben ‘’bu işte yanlış olan bir şeyler var’’ diyorum..
SANAL DÜNYA GALİP GELDİ GERÇEK DÜNYAYA
Eminim bir çok çocuk sömestır tatilini gerçek olmayan sanal bir dünya da geçiriyor... Bilgisayar, playstation ve belki de kartopu savaşını bilgisayar oyunlarında oynayarak...
Sonra ebeveynler elden ayaktan düşmeye başlayınca, toplumdan kopmuş, çocuksu duygulardan nasibini almamış ve hep bir tarafı eksik kalan evlatlarından yakınır duruma geliyorlar.
Neden yakınırsınız ki sizin en büyük eserleriniz onlar….
Sanal dünya galip geldi, dışarıda yaşanılası gerçek dünyaya inat.
Sanal dünya, ne yazık ki her geçen gün daha fazla galip geliyor dışarıda yaşanılası gerçek dünyaya inat.

