Kapitalizm tarihi, aslında Laissez-faire kapitalizmi (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler kapitalizmi) ile Keynes’in müdahaleci kapitalizmi arasında bir sarkacın tarihidir. Bu iki paradigma, “zamanın ruhuna” göre nöbet değiştirir.
Kriz zamanları Keynesyen paradigma, krizden çıkış zamanlarında ise liberal paradigma gözde olur. Dolayısıyla, Merkantil (ticaret kapitalizmi) döneme ait olarak görülen korumacı zihniyet, aslında kapitalizmi hiç terk etmemiştir. Ancak, IMF gibi kuruluşlar tarafından gelişmekte olan ülkelere verilen liberal ekonomi reçeteleri ise, özellikle merkez kapitalist ekonomiler söz konusu olunca uygulamadan kaldırılmaktadır.
Geçtiğimiz hafta AB krizi çerçevesinde, Tobin vergisi uygulaması gündeme geldiğinde, aklıma bir dönem Türkiye’de tartışma konusu olmuş Tobin vergisi ve etrafında dönen tartışmalar geldi. Tobin vergisi, Nobel ödüllü iktisatçı James Tobin’in 1970’lerde ortaya attığı bir vergi türü olarak literatüre geçti. Tobin vergisi aslında, döviz alım-satımında uygulanması önerilen bir vergi türü olarak ortaya çıktı. Ancak daha sonra, küreselleşme sürecinde uygulanan finansal liberalizasyon politikalarının, piyasalarda dalgalanma yaratarak istikrarsızlığa ve finans krizlerine neden olmasından ötürü daha çok dış finansal atakları önlemek için ülkeye giren yabancı sermayenin (özellikle kısa süreli spekülatif sermayenin) vergilendirilmesi önerisi ile güncellik kazandı...
90'LI YILLARDA TÜRKİYE İÇİN GÜNDEMDEYDİ
Tobin, piyasa dalgalanmalarını kontrol edebilmek ve kısa vadeli ürkek sermayenin, ülkeden çıkışı halinde, doğacak riskleri azaltmak için döviz işlemleri üzerinden, binde 5 gibi küçük oranlarda da olsa vergi alınmasını önerdi. Böylelikle, hem vergi geliri olarak bir kazanç, hem de döviz kuru üzerinde istikrarsızlık yaratan kısa süreli sıcak paranın yarattığı dış finansal ataklara karşı bir önlem alınmış olacaktı. Geçmiş yıllarda gelişmiş merkez kapitalist ülkelerde de uygulanmaya konulan Tobin vergisi, 1990’lı yıllarda Türkiye için de gündeme gelmişti. Özellikle 1990 sonrasında Meksika, Arjantin, Doğu Asya ülkeleri ve Türkiye gibi küreselleşme politikaları uygulayan gelişmekte olan ülkelerin, peş peşe krizlere yuvarlanmaları (Meksika, Tekila Krizi,1994-95), Doğu Asya (1997), Rusya (1999), Brezilya (1999), Arjantin (2001-2002) ve Türkiye’de (1994-2000-2001) küreselleşmenin, finans sermaye yönü ile bu ülkelerde yaşanan krizler arasında bir korelasyonun bulunması ihtimalini güçlendirmişti.
IMF NE DER ACABA?
Türkiye ekonomisi de, 1989 yılında 32 sayılı karar doğrultusunda finansal liberalizasyon uygulamasına geçmiş, fakat o dönemdeki ekonomik yapısıyla krizlere hazırlıksız bir yapı görünümü çizmekteydi. Yüksek reel faiz –düşük kur politikasıyla finansal liberalizasyon uygulaması, Türkiye’nin net dış kaynak transferi yapar duruma gelmesine neden olmuştu. Böyle bir dönemde Türkiye’de bir grup akademisyen tarafından önerilen Tobin vergisi, büyüme oranının düşeceği endişesiyle ne iç, ne de IMF gibi dış dünyadan destek görmüştü. Çünkü zaten, bırakınız yapsınlar- bırakınız geçsinler ideolojisiyle çelişen bir uygulama olan bu tür müdahaleler, IMF tarafından kabul görmüyordu. Sonuçta geçmişte Türkiye ekonomisi, diğer alınması gereken önlemleri de almayarak krizlere sürüklendi. Şimdilerde merkez kapitalist ekonomiler, tekrar Tobin vergisini gündeme getirdiklerinde, bugün IMF ne der acaba? sorusunu sormadan edemiyorum doğrusu.
