Bilindiği üzere çek bir ödeme aracıdır. Ancak ülkemizdeki ekonomik gelişmeler ile ödemelerdeki sıkıntılar yüzünden birçok çek sahibi hapis cezası ile karşı karşıya kalmıştır. Hatta çek ile ilgili yargılamalar o kadar çok artmıştır ki, yargılamaya da ağır yükler getirmiştir. Yargıtay, binlerce inceleme bekleyen karşılıksız çek dosyaları ile dolmuştur. Bu yüzden de hem yargılamanın yükünü hafifletmek hem de karşılıksız çek keşide edip hapis cezası çekenlere bir çıkış sağlamak için ilk önce 2009 yılında yeni çek kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesi ile bir yıl içinde borcunun üçte birini, ikinci yıl da kalanını ödemeyi taahhüt edenler hapiste ise infazın ertelenmesini (salıverilmelerini), yargılanıyorlarsa, yargılamanın bu süreler kadar ertelenmesini sağlamışlardır. Bu suçtan hapiste olanlar taahhüt ettikleri parayı ödeyemeyecek durumda bile olsalar, bu taahhüt ile en azından bir yıl hapisten çıkmayı garantilemiş olacaklardır. Bu kanun ile en son taahhütte bulunma tarihi 01.04.2010 olarak düzenlemiştir.
En son gün olan 01.04.2010 tarihinde taahhütte bulunan birisi buna göre 01.04.2011 tarihinde borcunun üçte birini ödeyerek bir yıl daha kazanacak ve 01.04.2012 tarihinde geri kalan borcunu ödeyecektir. Ödeyemezse eski durumuna (hapis ya da yargılaması) geri dönülecektir. Ancak daha 01.04.2012 tarihi bile gelmeden Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı TBMM Adalet Komisyonunda görüşülmeye başlamıştır. Peki bu yeni tasarı neler getirmektedir? Öncelikle bu tasarı ile karşılıksız çek keşide etmek suç olmaktan çıkmaktadır. Dolayısı ile suç olmayan bir eylem nedeni ile de ceza kanunu anlamında ceza verilemez.
MECVUT DURUMDA HAPİS CEZASI YOK
Aslında şu an yürürlükte bulunan Çek Kanunu, karşılıksız çek keşide etme suçuna karşılık bir hapis cezası öngörmemektedir. Yürürlükte bulunan Çek Kanununa göre bu suçun karşılığı adli para cezasıdır. Verilen para cezasının miktarı da çek miktarı kadar olmaktadır. Yani 10.000 TL’lik bir çeki karşılıksız kalan birisinin, karşılıksız çek suçundan yargılanması sonucu alacağı ceza 10.000 TL para cezası olacaktır. Özetle 10.000 TL borcu olan birine Devlet de 10.000 TL para cezası kesmektedir. İşte hapis durumu da burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü Devletin verdiği para cezası ödenmeyince, para cezası hapis cezasına dönüşmektedir. Bir yandan da borç olduğu gibi durmaktadır. Hapis yatmış olmakla da borç ortadan kalkmamaktadır.
Şu an yapılması planlanan değişiklik tasarısının genel gerekçelerinde; para cezasının veya diğer idari yaptırımların uygulanabileceği durumlarda hürriyeti bağlayıcı cezaların verilmemesi gerektiği, belli ağırlıktaki suçlar bakımından hürriyeti bağlayıcı cezaya değil, para cezası, mağduriyetin giderilmesi veya idari yaptırımlar gibi müesseselere başvurulması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca gerekçelerde; Ceza hukukunun son dönemde gelişen önemli ilkelerinden birinin de “ekonomik suça ekonomik ceza verilmesi” şeklindeki prensibi olduğu; buna göre, ekonomik nitelikteki suçların yaptırımı hapis cezasından ziyade ekonomik yaptırımlar şeklinde olması gerektiği yazılıdır. Yani bu tasarı ile karşılıksız çek keşide etme suçu ekonomik suç olarak tanımlanmıştır.
Ayrıca gerekçelerde, karşılıksız çek keşide etmenin suç olmaktan çıkartılmak suretiyle bu eylem için herhangi bir yaptırım öngörülmemesinin düşünülebileceği ancak çekin ekonomik hayatta ifa ettiği görevde bir zafiyet yaşanmaması için karşılık çek keşide etme eyleminin tamamen yaptırımsız bırakılması uygun olmayacağı, bu nedenle, karşılıksız çek keşide etme eylemi için çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı şeklinde idari nitelikte bir yaptırım uygulanmasının daha uygun bir çözüm olacağı belirtilmektedir.
BU TASARI YASALAŞIRSA
Bu tasarının yasalaşması haline karşılıksız çek keşide etmek Ceza Hukuk anlamında suç olmaktan çıkacak ve karşılıksız çek keşide etme sonucu idari yaptırım uygulanacaktır. Çeki elinde bulunduran kişi Cumhuriyet Savcılığına başvurarak çek sahibi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmesini talep edecek. Bu karar da Cumhuriyet Savcılığı tarafından verilecek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilecektir. Çek sahibi, çek bedelini faizi ile birlikte ödemesi halinde çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasını Cumhuriyet Savcılığından isteyebilecek. Çek sahibi, çek bedelini ödemezse 10 yıl süre ile çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı devam edecektir.
Çek, Ticaret Hukukuna göre görüldüğünde ödenmesi gereken bir ödeme aracıdır. Yani üzerinde yazılı tarihten önce bankaya ibrazı halinde, ibraz tarihine göre işlem yapılması esastır. Ancak hem şu an yürürlükte bulunan çek kanunu yürürlüğe girerken hem de çek kanunda değişiklik yapılması planlanan tasarıda, bu ilke ile ilgili özel bir madde getirilmiştir. Şu an yürürlükte bulunan Çek Kanununun geçici 1. maddesinin 5. fıkrasında, 31/12/2011 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazının geçersiz olduğu yazılıdır. Değişiklik tasarısında ise 31/12/2017 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağı düzenlenmiştir. Böyle olunca da çek aslında vadeli bir senede dönüşmektedir.
Bu tasarının yasalaşması halinde şu an devam eden tüm karşılıksız çek davaları düşecek, bu suçtan hapiste bulunanlar serbest kalacaktır. Ayrıca bu suçtan hüküm giyip adli sicil kaydına bu suç işlenenler adli sicil kayıtlarından bu suçları da sildirebileceklerdir. Çünkü Türk Ceza Kanununun 7. maddesi; “İşlendikten sonra yürürlüğe giren Kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve Kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.” hükmünü içermektedir. Bu yüzden karşılıksız çek keşide etmek suç olmaktan çıktığında, etkileri geçmişe dönük olarak da kendini gösterecektir.
TOPLUMSAL BARIŞ ZEDELENMEMELİDİR
Bu tasarı ile mağdur olarak bahsedilen kişiler karşılıksız çek keşide etmiş kişilerdir. Ancak alacağını tahsil edemeyen kişilerin de mağduriyetleri bulunmaktadır. Toplumsal barışın sağlanması sadece borçluların mağduriyetinin giderilmesi ile olamaz. Bu yüzden bu tip düzenlemeler yapılırken alacağını tahsil edemeyen alacaklıların da hakları düşünülerek hareket edilmelidir. İleriye dönük olarak düşünülmeden yapılan düzenlemeler alacağın tahsilini imkansız hale getirirse toplumsal barış bundan büyük zarar görür. Şu an yürürlükte bulunan Çek Kanunu, yürürlüğe girer girmez kendiliğinden borçları 2 yıl halinde 2 taksite bölmüştür. Ancak bu durumdan her alacaklının memnun olduğu söylenemez. Alacaklılar; kendi alacaklarına, Devlet tarafından müdahale edilerek taksitlere bölünmesinden çok Devletin bu alacakların tahsilini sağlayacak yollar bulmasını istemektedir. Taksitlendirme aslında bir tahsil yolu gibi görünse de asıl amacın bu olmadığı, borçlu kişilerin mağduriyetinin önlenmesi için yapıldığı da ortadadır. Bu yüzden her iki taraf da düşünülerek yapılacak düzenlemeler hem ticaret hayatı hem de toplumsal barış için daha uygun olur.
